Matt Reeves’in Batman filmi Joker’in gotik şehrine oldukça benziyor, fakat iki serinin birbirine geçmemesi utanç verici görünüyor. Barry Keoghan şüphesiz ikonik Batman kötü adamının büyüleyici bir tasvirini kanıtlayacak olsa da, yeni Batman’in Joaquin Phoenix’in Joker’i ile etkileşime girmesi konsepti çok fazla potansiyele sahipti.

Joker filmi Gotham City’nin 1981’deki New York City versiyonunda, sonunda kötü Joker’e dönüşen akıl hastası bir palyaço olan Arthur Fleck’i tanıtıyor. Film ayrıca onu Thomas ve Martha Wayne ile birleştiriyor ve hatta Bruce’un küçüklüğü gösteriliyor.

Phoenix’in versiyonu bir crossover için olası gözükürken Joker’in yeni bir versiyonunu tanıtmak hata sayılabilir. İki film farklı zaman dilimlerinde geçse de Batman filmlerinde yıl belirtilmez ve bu da senaryoya kolayca dahil edilebilir. Lojistik olarak konuşursak Keoghan’ın Joker’i silinen sahnede ortaya çıkmasaydı ve sadece karakter tanımlansaydı Phoenix’in Batman evrenine geçmesi için kapı hala açık kalabilirdi.

Hem The Batman hem de Joker’in tonları birbirine çok benzer ve Gotham City’ye eşit derecede karamsar bir bakış açısı sunuyorlar. Arthur Fleck’in Gotham sokaklarında dolaştığını ve Riddler’ın yaptığı gibi seçkinlere içerlediğini düşünmek kolaydır. Ayrıca Robert Pattinson ve Joaquin Phoenix gibi iki büyük güçlü aktör arasındaki bir yüzleşmeyi görmek izleyiciler için gerçek bir zevk unusuru olabilir. Bu muhtemelen başka hiçbir filmde ortaya çıkması muhtemel olmayan bir fırsat olacaktı.

Artık Barry Keoghan’ın karakter versiyonunun etrafındaki beklenti miktarı göz önüne alındığında Joaquin Phoenix’in devam filminde görünmesi pek olası değil. Bunun yanında Pattinson ve Phoenix’in kafa kafaya gitmesini görmek zorlayıcı olacağından, Reeves’in bu yüzleşmeden kaçmak için yeni bir karakter yaratmak istemesi mantıklı. Sonuç olarak ortada bir milyar dolar hasılatı geçmiş bağımsız bir yapım söz konusu.